Türkmen
silahları
Köroğlunun
burma kılcın12, cızanı13 ver, Cıgalıbeg!
Başım koyup savaşırım, cıganı ver, Cıgalıbeg!..
(31.sayfa)
Türkmen
kılıcının kadimden gelen mütekamil örneğini günümüze
kadar ulaştırmış. Bu kılıcın üzerinde, Türkmen
hiç bir zaman, kılıcını kınından komşusuna
karşı çekmez yazısını bırakmış. Günümüzde
bu kılıç, İrandaki tarihi müzede bulunmaktadır.
Çelik ve demirden yapılmış çeşitli araç ve gereçler dünyaya
Türkmen yaylalarından yayılmış.
(56.sayfa)
Kılıç,
mızrak ve gürz önünde baş eğmeyen Türkmen, şu toğrağın,
atalarımızın önünde baş eğip, diz çöküp tazim
etmelidir.
(245.sayfa)
|
Türkmen
kızı ve savaşçı kızı
 
Türkmen
kızlarının takılarına dikkat edin;
gupba-tuvulga, çekelik-bukav boynu kılıçtan korur, gülyaka
göğsü, gövdeyi korur. Bilezik eli, elbisenin önüne,
arkasına takılan çeşitli pullar, madeni paralar oktan,
mızraktan korur. Türkmen kızını tüm takılarıyla
bezersen o tam bir zırh giymiş, savaşçı kıza döner.
(378.sayfa) |
At
üstünde silahla gezmek
Türkmenler
20. asrın otuzlu yıllarına kadar at üstünde
silahla gezmeyi töre kabul ederlerdi. Bu bir mertebe değil
bir töreydi. O töre bize Oğuz Handan miras kalmıştır.
(97.sayfa)
|
Er
yiğitlere, "deliler"
Gözüpek ve cesur yiğitlere,
Türkmen, sonsuz saygı duymuştur.
Dede Korkut zamanında
er yiğitlere, deliler denirmiş. Deli Dumrul, Deli Garçar.
Köroğlu destanında Deli Metel, Harman Deli. Deli ismine
sahip kişi, kendini vatanı için feda eden kişi demekmiş.
(170.sayfa)
|
Türkmen,
senin ecdadın civanmert halktır
Türkmen,
senin ecdadın civanmert halktır, civanmertlik ve cesaret bizim
atalarımızın sancağıdır.
(170.sayfa)
Kahramanlığı
hayat tarzı haline getiren halk gözüpek olur!
Vatanı
mukaddesliğe taşıyan, vatan için ölen yiğidin ölmeyeceğine
bütün kalbi ile inanan halk nasıl gözüpek olmasın!
Dört-beş
yaşındayken ata binip, çocukluğunda silah kullanmayı öğrenen,
savaş talimi alan yiğit nasıl gözüpek olmasın!
Okuduğu
kitapları, dinlediği destanları ve sohbetleri vatan ve gözüpeklik
hakkında olursa, halkımız nasıl hamiyetperver olmasın!
(171.sayfa)
Er
yiğit, kaderine razıdır
Er
ömrü otuz yaştır. Türkmenin iyice yerleşmiş atasözlerindendir.
Günümüzde devam eden savaşlarda civanmert yiğitler ölmekte. Er
yiğit, kaderine razıdır. O Namert olayım, sağ
olayım diyen kişiyi, düşmanından kötü görür.
Gözüpek
ve cesur yiğitlere, Türkmen, sonsuz saygı duymuştur.
(170.sayfa)

Eğer,
düşmanı yeneyim, diri kalayım diyorsanız, savaşa
girmeden önce ölümü göze almalısınız!
Komutanlar
askerlerine: Eğer, düşmanı yeneyim, diri kalayım
diyorsanız, savaşa girmeden önce ölümü göze almalısınız!
diye, nasihat ederlermiş. Komutanlar haklı çünkü ölümü göze
alan aslanların karşısında, düşmanın ganimet
sevdasında olan yağmacı ordusu duramaz.
(170.sayfa)
Başınıza
elvan örtü
Savaşta
namertlik eden askere tandırın külünü temizletir, gözü bağlanıp
köy-köy dolaştırırlarmış. Köroğlunu hatırlayın,
savaşta namertlik eden Veli Hırtmana: başınıza
elvan örtü takın demişti. Celaleddini hatırlayın:
İsfahan savaşında Celaleddinin ordusunun bir kanadı
Moğolları yeniyor, diğer kanadı yeniliyor. Çünkü
yenilen tarafta savaşan beylerin bazıları kaçıyor. Savaştan
sonra Celaleddin, savaştan kaçanların hepsinin başına kadın
örtüsü giydirtip, İsfahanda sokak sokak dolaştırır...
Bundan sonra Türkmenlerde namertlik eden olmamıştır!
(170.sayfa)
Ölümden
daha beter nedir?
Atalarımız:
ölümden daha beter nedir? sorusunu, Namertliktir diye
cevaplamışlardır. Bugün millet olarak her Türkmenin işinde,
hayatında, düşüncesinde, bilincinde mertlik olmalıdır.
Güçlüklerin üstesinden gelmeyi başaran, kendine güveni olan Türkmen
olmalıdır. O zaman biz dünya muvanesindeki yerimizi buluruz.
(171.sayfa)
Türkmeni
atından indir
Köroğlu
destanında Bolu Begin veziri, sultanına: Sultanım,
Türkmeni köle etmek istiyorsanız, şunu bilin ki, onu ilk önce
atından edin der.
Düşman
sonunda bunu anladı.
Geçen
yüzyılın sonunda Türkmeni atından indirdiler...
(171.sayfa)
Türkmenler,
savaşa gideceklerini anlayınca üç-dört gün önceden başlayarak
yediklerine dikkat ederler. Kendini eritilmiş ak yağla besler,
üç-dört gün içinde fazla kilolarını atar, çevikleşir.
Atı için her zaman, tuza bastırılan logalası
(hayvanlar için hamurdan veya yağdan yapılan top şeklinde
bir yem) vardır. Koyunun kuyruk yağı tuza bastırılıp
logala yapılır. Savaşa katılacak Türkmen atına
ondan bir iki lokma yedirilir. Savaş uzarsa, logalayı atının
ağzına uzatır, at gemli olsa bile onu rahatlıkla
yiyebilir. Sonra o, iki üç gün su içemese de, direncini kaybetmeden
savaşa devam edebilir. Hala, çobanlarımız yazın sıcağında
öğle öncesi vakitlerde yarım tabak eritme yağı içerler,
böylece akşam hava kararıncaya kadar acıkmazlar, susamazlar!
(182.sayfa)
Türkmen'in
savaş müzik aletleri
 
Bizim atalarımız, savaşa çıkarken,
askerlerin morelini yüksek tutacak müzik aletlerini, tuğ ve
bayraklarının hepsini yanlarında götürmüşlerdir. Köslerin
gök gürültüsünü hatırlatan sesleri, zurnaların kalbi
titreten sesleri, gıcağın(*) mukaddes nağmesi...
Tarihte Türkmen cemiyetinin güç, ilham ve gayret kaynağı
olmuştur. Her müzik grubunda yediden on ikiye kadar müzik aletleri
kullanılmıştır.
(380.sayfa)
Özgürlük uğrunda
savaş etmek tabii bir durumdur. Türkmen edebiyatının
hazineleri olan Dede Korkut kitabı, Köroğlu,
Devletyar efsaneleri, Yusuf-Ahmet destanı, Yunus
Emrenin, Karacaoğlanın, Burhanettin Sivasinin, Bayram
Hanın, Abdurrahim Hanın, Şabendenin, Andalibin,
Mağrufinin, Mahtumkulunun, Seydinin, Zelilinin,
Mollanefesin, Keminenin, Metecinin eserleri Türkmen
milletindeki vatanseverliği, cesareti, mertliği, kahramanlığı
anlatan eserlerdir. Hayret verici olan husus, bu eserlerin birinde bile
dönek (vatan haini) kelimesine rastlamadım, dönekliğin
yerilmesine de rastlamadım. Yok, döneklik hakkında tek bir söz
bile yok. O eserlerde namertlik tenkit edilir, korkaklık yerilir
ama döneklik hakkında tek bir satır bile geçmez! Yine
belirtmek gerekir ki, bahsi geçen eserler sadece kütüphane raflarında
duran kitaplar değildir. Bu eserler ozanlar tarafından düğünlerde,
toylarda türkü olup okunur, dilden dile söylenerek yaşatılır.
Bizim
edebiyatımız canlıdır, hayatın kendisidir. O,
gece gündüz şarkılarla söylenir, destan olup dilden dile dolaşır.
Böyle bir edebiyata sahip bir milletden hain çıkması mümkün
değildir!
(189.sayfa)
Dönek
Dönek sözü, dilimizde
sonradan türeyen ve başka eşanlamlısı olmayan bir sözdür!
Buna rağmen, mertlik, vatanseverlik sözlerinin onlarca eşanlamlısı
vardır!
(189.sayfa)
Türkmen
ruhu taşıyan, erkek olan adam namertlik edemez. Çünkü Türkmen
cemiyetinde yaşamak bunu gerektirir. Cengiz Handan sonra her kabile,
her boy geniş vatanın bir bölümünü mesken tutup o yerde kalan
düşmanı yer ile yeksan edip bağımsız yaşadılar.
Eğer düşman kendilerinden güçlüyse, komşu kabile ve boyları
yardıma çağırdılar. Bu savaşlar bazen bir hafta,
en çok da bir ay sürerdi. Bu savaşlar mert ile namerdi belli ederdi.
Savaşta namertlik etsen nasıl köyünde yaşayacaksın,
anne-babana ne diyeceksin, sevgilinin yüzüne bakabilecek misin, nasıl
il içine çıkacaksın?..
Rezil
olmaktan kurtulmak için başka köye gitsen o köy de seni kabul
etmeyecek. Onlar da seni tanımak isteyecekler, hırsız mısın,
katil misin yoksa savaştan mı kaçtın. Bunları öğrenmeden
seni köye almayacaklar! Hangi köye gidersen git aynı şeyle karşılaşacaksın!
Rezillerin gideceği yer yoktur! Ölsen bile seni insan gibi gömmeyecekler!
İşte bu yüzden bizler savaş vakti candan da maldan da vazgeçeriz.
Namertlik etmek, korkaklık göstermek, ölen atalarımızın
ruhunu incitir. Bu nedenle de Türkmen yiğitleri savaşa çıktıklarında
ölümü düşünmez. Bu yüzden onlara gözsüz batır denmiştir.
Türkmen
toprağında vatan hainlerine lanet okunur!
(189-190.sayfa)
Yüzbaşı
seçmek
hakkında Oğuz Han'ın söyledikleri

Ne
zaman bir yüzbaşı ya da ellibaşı ölse arkasında oğlu
kalmazsa onun boyundan kim atları tanımak ve tımar
etmekte usta olsa kalanları korksa ya da çekinseler, koşum takımını
düzse, yay atmayı bilse, onu o toprağa ağa etmeli. Eger
bin beyi ya da tümen beyi ölse, arkasından oğlu kalmasa
binlik ya da tümen içinde kim bahadır, tecrübeli, askerlikten
anlayan ve savaşlarda kahramanlık göstermişse onu bin beyi ya da
tümen beyi etmeli. Her zaman göçüp konup, oturumlu olmasınlar.
Yazı yaylakta geçirip, geniş yaylalarda yaşasınlar. Güzün
güzlekte, kışın kışlakta ve deniz kenarında yaşarlarsa
zorluk görmezler. Davarları zayıflamaz, süt, katık
eksik olmaz. Bereket çok olur. Beş yüz yıl, bin yıl ya da
on bin yıl olsun farkı yok, nesiller doğup, atalarının
yerine geçtiklerinde benim vasiyetime uyarlarsa gökten onların
devletine medet yağar. Her zaman bereket içinde yaşarlar. Hak Teâlâ
onlara ihsan eder, nimetler verir. Dünya alem onlara dua eder, ömürleri
uzun olur, devletli ve nimetli olurlar.
Bundan
sonra yine de padişahlardan ve hanlardan çok oğullar dünyaya
gelir. Eğer onların yanlarındaki ulular, beyler, yiğitler
nizamı korumazlarsa, hanlık ve sultanlık işi sarsılır
ve yok olur. O zaman Oğuz Hanı arzu ederler, ancak o geri
gelmez.
Tümenbeyleri,
binbeyleri ve yüzbeyleri evvel ahir gelir giderler. Oğuzun öğüdünü
tutmayanlar, ordulara öncülük edebilir mi? Kendi yurtlarında
oturup öğüdü dinlemeyenler büyük suya girip çıkmayan ite
ya da gür ormanın içine atılan oka benzerler. Böyle kişiler
önder olamazlar.
Kim
kendi evini düzene koysa, on başı olabilir. Kim on kişiyi yönetse,
elli kişiyi de yönetebilir. Kim elli kişiyi yönetse yüzbeyi olmaya
hak kazanır. Kim yüz kişiyi yönetse binbeyi olabilir. Kim bin kişiyi
yönetse tümenbeyi olabilir. Kim bir tümeni yönetse boy başı
olmayı başarır. Boya han olan il ve iklim hanı olabilir.
Kim
kendi evini temiz tutsa, mülk ve iklimi hırsız ve yalancıdan
temizleyebilir.
Her
bir on başı kendi evine söz geçiremezse onu suçlu sayıp
karısı ve oğlu ile suçlu görmek gerek. Onun onluğundan
bir kişiyi on başı etmelidir. Yüzbaşılara da, binbeylerine
de ve tümenbeylerine de yukarıdaki gibi yapmalıdır.
Ordudan dışarıda bir kişi küçük suç işlese tümenbeyi,
binbeye; binbeyi, yüzbaşıya; yüzbaşı, ellibaşına;
ellibaşı, on başına buyurup o kişiyi tutup getirirler.
Cezası ne ise verirler. Hırsızlık suçunun cezası
da bu şekilde verilir.
(86-87-88.sayfa)
Oğuzların
yaşadığı yerler, dünyada, ilim, bilim ve terbiye ocağı
haline gelmişti.
Oğuz Handan başlayarak, orta
çağa kadar olan dönemde Oğuzların yaşadığı
yerler, dünyada, ilim, bilim ve terbiye ocağı haline gelmişti.
Hindistan, Çin, Bizans ülkelerinden, öğrenciler, ilim öğrenmek,
savaş ve askerlik sanatına ait hususları öğrenmek amacıyla
özellikle buraya gönderiliyordu. Atabeglerin terbiyesini alan gençler,
dünyanın her yerinde geniş dünya görüşleri, bilgileri, beden
sağlıklarıyla askerlik ve komutanlık mesleğine
ehil hale geliyorlardı.
(117.sayfa)
|