Türkmenin tarihi savaşları


Erdemli yiğitlerimiz var bizim!
Ellerine geçen fırsata ve imkanlarına bakmaksızın, Türkmenler, savaşlarda geri kaçmamışlar, başa baş mücadelede ya yenmişler ya da er meydanında can vermişlerdir. Bugün bu diyar tehlikeye düşse, Köroğlu olup kelle koltukta canını ortaya koyarak savaşacak erdemli yiğitlerimiz var bizim!

(28.sayfa)

 


Türkmen silahları

Köroğlu’nun burma kılcın12, cızanı13 ver, Cıgalıbeg!
Başım koyup savaşırım, cıganı ver, Cıgalıbeg!..

(31.sayfa)


Türkmen kılıcının kadimden gelen mütekamil örneğini günümüze kadar ulaştırmış. Bu kılıcın üzerinde, “Türkmen hiç bir zaman, kılıcını kınından komşusuna karşı çekmez” yazısını bırakmış. Günümüzde bu kılıç, İran’daki tarihi müzede bulunmaktadır. Çelik ve demirden yapılmış çeşitli araç ve gereçler dünyaya Türkmen yaylalarından yayılmış.

(56.sayfa)


Kılıç, mızrak ve gürz önünde baş eğmeyen Türkmen, şu toğrağın, atalarımızın önünde baş eğip, diz çöküp tazim etmelidir.

(245.sayfa)


Türkmen kızı ve savaşçı kızı

Türkmen kızlarının takılarına dikkat edin; gupba-tuvulga, çekelik-bukav boynu kılıçtan korur, gülyaka göğsü, gövdeyi korur. Bilezik eli, elbisenin önüne, arkasına takılan çeşitli pullar, madeni paralar oktan, mızraktan korur. Türkmen kızını tüm takılarıyla bezersen o tam bir zırh giymiş, savaşçı kıza döner.

(378.sayfa)


At üstünde silahla gezmek

Türkmenler 20. asrın otuzlu yıllarına kadar at üstünde silahla gezmeyi töre kabul ederlerdi. Bu bir mertebe değil bir töreydi. O töre bize Oğuz Han’dan miras kalmıştır.

(97.sayfa)


Er yiğitlere, "deliler"

Gözüpek ve cesur yiğitlere, Türkmen, sonsuz saygı duymuştur.

Dede Korkut zamanında er yiğitlere, “deliler” denirmiş. Deli Dumrul, Deli Garçar. “Köroğlu” destanında Deli Metel, Harman Deli. Deli ismine sahip kişi, kendini vatanı için feda eden kişi demekmiş.

(170.sayfa)

 


Türkmen, senin ecdadın civanmert halktır

Türkmen, senin ecdadın civanmert halktır, civanmertlik ve cesaret bizim atalarımızın sancağıdır.

(170.sayfa)


Kahramanlığı hayat tarzı haline getiren halk gözüpek olur!

Vatanı mukaddesliğe taşıyan, vatan için ölen yiğidin ölmeyeceğine bütün kalbi ile inanan halk nasıl gözüpek olmasın!

Dört-beş yaşındayken ata binip, çocukluğunda silah kullanmayı öğrenen, savaş talimi alan yiğit nasıl gözüpek olmasın!

Okuduğu kitapları, dinlediği destanları ve sohbetleri vatan ve gözüpeklik hakkında olursa, halkımız nasıl hamiyetperver olmasın!

(171.sayfa)


Er yiğit, kaderine razıdır

“Er ömrü otuz yaştır”. Türkmenin iyice yerleşmiş atasözlerindendir. Günümüzde devam eden savaşlarda civanmert yiğitler ölmekte. Er yiğit, kaderine razıdır. O “Namert olayım, sağ olayım” diyen kişiyi, düşmanından kötü görür.

Gözüpek ve cesur yiğitlere, Türkmen, sonsuz saygı duymuştur.

(170.sayfa)


“Eğer, düşmanı yeneyim, diri kalayım diyorsanız, savaşa girmeden önce ölümü göze almalısınız!”

Komutanlar askerlerine: “Eğer, düşmanı yeneyim, diri kalayım diyorsanız, savaşa girmeden önce ölümü göze almalısınız!” diye, nasihat ederlermiş. Komutanlar haklı çünkü ölümü göze alan aslanların karşısında, düşmanın ganimet sevdasında olan yağmacı ordusu duramaz.

(170.sayfa)


Başınıza elvan örtü

Savaşta namertlik eden askere tandırın külünü temizletir, gözü bağlanıp köy-köy dolaştırırlarmış. Köroğlu’nu hatırlayın, savaşta namertlik eden Veli Hırtman’a: “başınıza elvan örtü takın” demişti. Celaleddin’i hatırlayın: İsfahan savaşında Celaleddin’in ordusunun bir kanadı Moğolları yeniyor, diğer kanadı yeniliyor. Çünkü yenilen tarafta savaşan beylerin bazıları kaçıyor. Savaştan sonra Celaleddin, savaştan kaçanların hepsinin başına kadın örtüsü giydirtip, İsfahan’da sokak sokak dolaştırır... Bundan sonra Türkmenlerde namertlik eden olmamıştır!

(170.sayfa)


“Ölümden daha beter nedir?”

Atalarımız: “ölümden daha beter nedir?” sorusunu, “Namertliktir” diye cevaplamışlardır. Bugün millet olarak her Türkmen’in işinde, hayatında, düşüncesinde, bilincinde mertlik olmalıdır. Güçlüklerin üstesinden gelmeyi başaran, kendine güveni olan Türkmen olmalıdır. O zaman biz dünya muvanesindeki yerimizi buluruz.

(171.sayfa)


Türkmeni atından indir

“Köroğlu” destanında Bolu Beg’in veziri, sultanına: “Sultanım, Türkmen’i köle etmek istiyorsanız, şunu bilin ki, onu ilk önce atından edin” der.

Düşman sonunda bunu anladı.

Geçen yüzyılın sonunda Türkmeni atından indirdiler...

(171.sayfa)


Türkmenler, savaşa gideceklerini anlayınca üç-dört gün önceden başlayarak yediklerine dikkat ederler. Kendini eritilmiş ak yağla besler, üç-dört gün içinde fazla kilolarını atar, çevikleşir. Atı için her zaman, tuza bastırılan logalası (hayvanlar için hamurdan veya yağdan yapılan top şeklinde bir yem) vardır. Koyunun kuyruk yağı tuza bastırılıp logala yapılır. Savaşa katılacak Türkmen atına ondan bir iki lokma yedirilir. Savaş uzarsa, logalayı atının ağzına uzatır, at gemli olsa bile onu rahatlıkla yiyebilir. Sonra o, iki üç gün su içemese de, direncini kaybetmeden savaşa devam edebilir. Hala, çobanlarımız yazın sıcağında öğle öncesi vakitlerde yarım tabak eritme yağı içerler, böylece akşam hava kararıncaya kadar acıkmazlar, susamazlar!

(182.sayfa)


Türkmen'in savaş müzik aletleri

Bizim atalarımız, savaşa çıkarken, askerlerin morelini yüksek tutacak müzik aletlerini, tuğ ve bayraklarının hepsini yanlarında götürmüşlerdir. Köslerin gök gürültüsünü hatırlatan sesleri, zurnaların kalbi titreten sesleri, gıcağın(*) mukaddes nağmesi... Tarihte Türkmen cemiyetinin güç, ilham ve gayret kaynağı olmuştur. Her müzik grubunda yediden on ikiye kadar müzik aletleri kullanılmıştır.

(380.sayfa)


Özgürlük uğrunda savaş etmek tabii bir durumdur. Türkmen edebiyatının hazineleri olan “Dede Korkut kitabı”, “Köroğlu”, “Devletyar” efsaneleri, “Yusuf-Ahmet” destanı, Yunus Emre’nin, Karacaoğlan’ın, Burhanettin Sivasi’nin, Bayram Han’ın, Abdurrahim Han’ın, Şabende’nin, Andalib’in, Mağrufi’nin, Mahtumkulu’nun, Seydi’nin, Zelili’nin, Mollanefes’in, Kemine’nin, Meteci’nin eserleri Türkmen milletindeki vatanseverliği, cesareti, mertliği, kahramanlığı anlatan eserlerdir. Hayret verici olan husus, bu eserlerin birinde bile dönek (vatan haini) kelimesine rastlamadım, dönekliğin yerilmesine de rastlamadım. Yok, döneklik hakkında tek bir söz bile yok. O eserlerde namertlik tenkit edilir, korkaklık yerilir ama döneklik hakkında tek bir satır bile geçmez! Yine belirtmek gerekir ki, bahsi geçen eserler sadece kütüphane raflarında duran kitaplar değildir. Bu eserler ozanlar tarafından düğünlerde, toylarda türkü olup okunur, dilden dile söylenerek yaşatılır.

Bizim edebiyatımız canlıdır, hayatın kendisidir. O, gece gündüz şarkılarla söylenir, destan olup dilden dile dolaşır. Böyle bir edebiyata sahip bir milletden hain çıkması mümkün değildir!

(189.sayfa)


Dönek
Dönek sözü, dilimizde sonradan türeyen ve başka eşanlamlısı olmayan bir sözdür! Buna rağmen, mertlik, vatanseverlik sözlerinin onlarca eşanlamlısı vardır!

(189.sayfa)


Türkmen ruhu taşıyan, erkek olan adam namertlik edemez. Çünkü Türkmen cemiyetinde yaşamak bunu gerektirir. Cengiz Han’dan sonra her kabile, her boy geniş vatanın bir bölümünü mesken tutup o yerde kalan düşmanı yer ile yeksan edip bağımsız yaşadılar. Eğer düşman kendilerinden güçlüyse, komşu kabile ve boyları yardıma çağırdılar. Bu savaşlar bazen bir hafta, en çok da bir ay sürerdi. Bu savaşlar mert ile namerdi belli ederdi. Savaşta namertlik etsen nasıl köyünde yaşayacaksın, anne-babana ne diyeceksin, sevgilinin yüzüne bakabilecek misin, nasıl il içine çıkacaksın?..

Rezil olmaktan kurtulmak için başka köye gitsen o köy de seni kabul etmeyecek. Onlar da seni tanımak isteyecekler, hırsız mısın, katil misin yoksa savaştan mı kaçtın. Bunları öğrenmeden seni köye almayacaklar! Hangi köye gidersen git aynı şeyle karşılaşacaksın! Rezillerin gideceği yer yoktur! Ölsen bile seni insan gibi gömmeyecekler! İşte bu yüzden bizler savaş vakti candan da maldan da vazgeçeriz. Namertlik etmek, korkaklık göstermek, ölen atalarımızın ruhunu incitir. Bu nedenle de Türkmen yiğitleri savaşa çıktıklarında ölümü düşünmez. Bu yüzden onlara “gözsüz batır” denmiştir.

Türkmen toprağında vatan hainlerine lanet okunur!

(189-190.sayfa)


Yüzbaşı seçmek hakkında Oğuz Han'ın söyledikleri

Ne zaman bir yüzbaşı ya da ellibaşı ölse arkasında oğlu kalmazsa onun boyundan kim atları tanımak ve tımar etmekte usta olsa kalanları korksa ya da çekinseler, koşum takımını düzse, yay atmayı bilse, onu o toprağa ağa etmeli. Eger bin beyi ya da tümen beyi ölse, arkasından oğlu kalmasa binlik ya da tümen içinde kim bahadır, tecrübeli, askerlikten anlayan ve savaşlarda kahramanlık göstermişse onu bin beyi ya da tümen beyi etmeli. Her zaman göçüp konup, oturumlu olmasınlar. Yazı yaylakta geçirip, geniş yaylalarda yaşasınlar. Güzün güzlekte, kışın kışlakta ve deniz kenarında yaşarlarsa zorluk görmezler. Davarları zayıflamaz, süt, katık eksik olmaz. Bereket çok olur. Beş yüz yıl, bin yıl ya da on bin yıl olsun farkı yok, nesiller doğup, atalarının yerine geçtiklerinde benim vasiyetime uyarlarsa gökten onların devletine medet yağar. Her zaman bereket içinde yaşarlar. Hak Teâlâ onlara ihsan eder, nimetler verir. Dünya alem onlara dua eder, ömürleri uzun olur, devletli ve nimetli olurlar.

Bundan sonra yine de padişahlardan ve hanlardan çok oğullar dünyaya gelir. Eğer onların yanlarındaki ulular, beyler, yiğitler nizamı korumazlarsa, hanlık ve sultanlık işi sarsılır ve yok olur. O zaman Oğuz Hanı arzu ederler, ancak o geri gelmez.

Tümenbeyleri, binbeyleri ve yüzbeyleri evvel ahir gelir giderler. Oğuzun öğüdünü tutmayanlar, ordulara öncülük edebilir mi? Kendi yurtlarında oturup öğüdü dinlemeyenler büyük suya girip çıkmayan ite ya da gür ormanın içine atılan oka benzerler. Böyle kişiler önder olamazlar.

Kim kendi evini düzene koysa, on başı olabilir. Kim on kişiyi yönetse, elli kişiyi de yönetebilir. Kim elli kişiyi yönetse yüzbeyi olmaya hak kazanır. Kim yüz kişiyi yönetse binbeyi olabilir. Kim bin kişiyi yönetse tümenbeyi olabilir. Kim bir tümeni yönetse boy başı olmayı başarır. Boya han olan il ve iklim hanı olabilir.

Kim kendi evini temiz tutsa, mülk ve iklimi hırsız ve yalancıdan temizleyebilir.

Her bir on başı kendi evine söz geçiremezse onu suçlu sayıp karısı ve oğlu ile suçlu görmek gerek. Onun onluğundan bir kişiyi on başı etmelidir. Yüzbaşılara da, binbeylerine de ve tümenbeylerine de yukarıdaki gibi yapmalıdır. Ordudan dışarıda bir kişi küçük suç işlese tümenbeyi, binbeye; binbeyi, yüzbaşıya; yüzbaşı, ellibaşına; ellibaşı, on başına buyurup o kişiyi tutup getirirler. Cezası ne ise verirler. Hırsızlık suçunun cezası da bu şekilde verilir.

(86-87-88.sayfa)


Oğuzların yaşadığı yerler, dünyada, ilim, bilim ve terbiye ocağı haline gelmişti.
Oğuz Handan başlayarak, orta çağa kadar olan dönemde Oğuzların yaşadığı yerler, dünyada, ilim, bilim ve terbiye ocağı haline gelmişti. Hindistan, Çin, Bizans ülkelerinden, öğrenciler, ilim öğrenmek, savaş ve askerlik sanatına ait hususları öğrenmek amacıyla özellikle buraya gönderiliyordu. Atabeglerin terbiyesini alan gençler, dünyanın her yerinde geniş dünya görüşleri, bilgileri, beden sağlıklarıyla askerlik ve komutanlık mesleğine ehil hale geliyorlardı.

(117.sayfa)