Tanrı (ki hamd ona
mahsustur) bütün varlığı kuşatan Rahmaniyeti ve bitmez
tükenmez Rahimiyeti ile padişahlık etmeyi bize ihsan ederken, o
bizim kuvvetli ellerimize devlet işlerini idare etme anahtarını
ve yaşayanların hayat şartlarının esaslarını
sağlamlaştıracak aracı verdi. Biz kuvvetlerimizin
artmaya başladığı andan itibaren Onun, yani mukaddes
ve yüce Tanrının birçok ataya ve bahayasını gördük.
Ona hakkıyla şükretmeye hiç bir gayret yetmez. Yaşadığımız
bu fani dünyada sevinçli ve kederli, parlak ve sıradan günler
birbiri ardı sıra gelir ve bazen yaptığımız
herhangi bir iş yolunda gitmeyebilir. Kötü niyetli insanlar bu halin
bize zarar vereceğini ya da bizim istek ve irademize uymayan
umulmadık engeller ortaya çıkabileceğini düşünmeye fırsat
bulurlarsa da, aynı zamanda sema sırlarının örtüsü
altında tahayyül bile edemeyeceğim bir
çok safalar, lütuflar ortaya çıkar.
Bu dünyanın sakinleri, böyle bir durumun her ortaya çıkışında
bizim tarafımızda olmanın rahatlık ve emniyet
kazanmaya; bizden şüphe etmenin, bize karşı fitne çıkarmanın,
betbahtlığa ve pişmanlığa sebep olduğunu
bilirler. Biz, Allahın gizli açık ihsanları için,
ona karşı vazifelerimizi ifa edegeldik. Kuranın De ki,
Allah o Allahtır ki Rahman ve Rahimdir. Ayetini vird edindik.
Yine Kuranın Eğer şükrederseniz, nimetimi ziyadeleştiririm.
ayetinin neticelerinin şahidi olduk. Biz, her zaman işlerimizi Allah
tarafından bize emanet edilen halkların derdine odaklaştırdık.
Adaletin yaygınlaştırılması için elimizden geleni
yaptık. Tecrübeli, iyi ahlaklı naipleri yurdun uzak yakın
her köşesine, merkezine taşrasına gönderdik. Onlara Müslümanların
işlerini takip etmek ve düzenlemek vazifesini verdik.
Biz her seferinde, birinin bir suç
işlediğine şahit olduğumuzda veya bizim onaylamadığımız
bir işi yaptığını işittiğimizde onu hemen değiştirmeyi
kanun bildik ve bu meselede gecikmeye yol vermedik. Şimdi Onun yardımı
ve lütfu ile devlet işleri bizi tatmin edici şekilde gelişiyor.
Saltanatımızda yapılmakta olan işler gerektiği gibi
yola koyulmuştur. Türkistanın en uzak noktasındaki
valilerden, Hindistan raca ve sultanlarına kadar, ta Rum ve Mağribin
sınırlarına kadar uzanan coğrafyadaki bütün
devletlerin sultan ve valileri bizim eğitimimizden geçmişler,
bizim tarafımızdan tayin edilmişler ve bize vergi
vermektedirler. Onların her birininin boynunda bizim tabiiyetimizin
boyunduruğu vardır.
Emir Muhammet Yolabi bizim tarafımızdan
vazifelendirilmiş, eğitilmiş ve tayin edilmiş biriydi. Ona Gürgen
vilayetinin yönetimini emanet ettiğimiz zaman, o, bize vefalılığını,
raiyetlerin menfaatini düşündüğünü göstermişti. Onda akıllılığın
ve ferasetliliğin, temiz ahlaklılığın, sır
saklamayı bilmenin alametleri mevcuttu. Bunun için de işine başarılı
bir şekilde başladı ve başladığı gibi başarıyla
tamamlamaya muvaffak oldu. Bizim medhe değer geleneğimiz, ölenlerimizin
miraslarıyla ilgili haklarını yerine getirmeyi, daha önce
yaşamış olanların zenginliklerini varislerine vermeyi
gerektirdiği için biz onun hizmetlerini göz önünde tutarak onun
vazifesini oğlu Hasana verdik. Onu tayin ettiğimizde bize
vefalı olmak konusunda, iyilikte, halkın menfaatlerini
korumada babasının yolunu takip eder dedik, babasından
duyduğu, işittiği şeyleri taklit etmeye çalışır
diye düşündük ve bu yüzden ona birçok lütufta, ihsanda bulunduk.
O, bir müddet bunları yerine getirdi. Kendisinin geliştiğini
gösterdi ve iyi ilişkilere münasip oldu. Bu durum kendisini olduğundan
zengin ve kuvvetli saymaya başladığı zamana kadar devam
etti. Bundan sonra kibirlenmeye başladı ve Allah Teâlânın
Kuranda: Hayır, insan dediklerinin çıktığını
gördüğü için fahre düştü. buyurduğu gibi fitnenin
dizginini Şeytanın eline verdi. Bir yönetici hayal ve düşüncesini
Şeytana kaptırır da işleri yolunda gitmezse o yerin
ahalisi, onun yoldan çıkması ve kötü bir hayat sürmesi
sonucu bedbahtlığın pençesinde ve zulmün karanlığında
kalır. Bu sefer de ona ceza vermek, yönetimi altındaki
toprakları ve raiyeti elinden almak, ortaya çıkan isyanı
bastırmak, yaptığı işin cezası olan acı
lezzeti ona tattırmak, insanları beladan betbahtlıktan ve
onun zulmünden kurtarmak maksadıyla onun üstüne gitme zaruriyeti
ortaya çıktı. Bizim bayrağımız
o beldede dalgalanmaya başlayınca
herkes göz açıp kapayıncaya kadar, onun yaptıkları
yüzünden nasıl bir lanete reva olduğunu gördü. Onun yıllar
boyu hazırladığı ve silahlanandırdığı
bütün ordusu bizim savaşçı askerlerimizin bir darbesine bile
dayanamadılar. Orada bulunan herkes, onun kendi ordusuna eskisi
gibi güvenip, bu işin sonunda korkusundan Şeytanın bile kaçacağı
bir hataya sebep olduğunu gördü.
Allahın gücüne ve
kuvvetine, gökyüzününün himayesine bel bağladığımız
için bu menfur hainin çok kalabalık ordusu bir anda Büyük Tanrının:
Biz onu biçilmiş ekin haline getirdik. Sanki o dün de zengin olmamış
gibiydi. diye uyardığı hale geldi. Savaşın seyri
belli olduğu sırada kaçmaya başlayan, kendilerini kaybeden
savaşçılar sağdan soldan aman dileyerek bizim komutan ve
askerlerimizin merhametine sığındılar. Bundan sonra,
Allahın cömertliği ile bize bağışladığı
ve onun Rahmaniyeti sayesinde (ki o bütün hamdlerin en büyüğüne
layıktır) bize bahşedilmiş olan haysiyetimize yaraşır
şekilde yani, bedbahtlara yardım etmek, suçluların suçunu
affetmek gibi faziletlerimizle Bugün size kınama yok. dendiği
gibi, biz onların hepsini affettik. Biz, Gürgen ve onun çevresindekilere,
Amul, Taberistan halkıyla, karada ve deniz kenarında yaşayan
diğer halklara iyi gözle baktığımızı ve
onlarla aynı duyguları paylaştığımızı
bildirdik. Bunun için onlara özel ihtimam gösterip, diğer
vilayetlerin ahalisine göre daha iyi davrandık ve uzun süredir görmeye
hasret kaldıkları rahatlığı, emniyeti, adaleti
onlara tattırdık.
Yaratana dua ettikten sonra (ki o
celal ve azamet sahibidir) yaptığımız istişare
neticesinde; belli vilayetlerde yaşayan, asker veya sivil herkesi, tüm
bölge sakinlerini, o vilayetlerdeki kale ve meskenleri, hazineleri, düzleri,
dağları, karada ve denizde kullanılan yerleri yeni
valinin himayesine ve hakimiyetine verdik. Yeni vali olarak zaferlere alışık
olan oğlum Melik Giyasettin ved-dünya Malikü-l İslam
Mesudu (Allah ömrünü uzun etsin) tayin ettim. O Selçuklu Türkmenlerinin
saf soyundandır. O, bizim geleneklerimizi kabul eden, padişahlık
yapmanın bütün usullerini meleke haline getirmiş, din bayrağını
yüceltmekte, şeriatı yerleştirmekte, Allaha tazim etmekte
(Onun adı şöhrete kavuşsun.) büyükler hakkında kaygılanmakta,
kendi reayası ile onların mevkilerine göre ilişki kurmakta
çok büyük bir dereceye ulaştı. Öyleki ki, O, her ne kadar genç
olsa da; tecrübeli, hayatın acısını ve lezzetini
tatmış kocaların bile ondan örnek alacağı, ondan
öğreneceği çok şey var. Biz onu (Allah ömrünü uzun
etsin, lezzet lütf etsin, onu korusun!) dünyanın üstünde hüküm
sürmek için hazırladık. Onu hükümdar edeceğimizi
aleme bildirdik. Bu talimat şimdi de geçerlidir.
Buna dikkat etmeksizin, o ülkenin
vatandaşlarının işlerine gereğinden fazla ilgi duyduğu
için, bu talimatı verdik. O, Yaratanın mukaddes Kuranında
geçen Biz hükmünü kaldırdığımız ya da
unutturduğumuz her ayetin yerine onun benzerini ya da ondan daha
iyisini indiririz. sözlerine uyarak bu fermanın ve talimatın
hükmü saklı olduğunu pratikte teyit ediyoruz. Bu değişiklikliğin
ve tebdilin önceki meselelere hiç bir şekilde dahlinin olmadığı
apaçık ortadadır. Dikkatle baktığımızda
ise bize: Devi tahttan indirip yerine Süleymanı oturttuk
demeğe imkan
veren büyük farklılık
göze çarpıyor. Sağduyulu insanlar bu misalin aklın
kanunlarına uygun olduğunu ve pişmanlığa sebep
vermeyeceğini biliyorlar. Reddedeni, tasdik edeni, çözümleyeni,
ispat edeni, hüküm vereni, ödüllendirdiği için Allaha hamd
olsun. O, ne yaparsa yapsın minnettarlığa münasiptir.
Bundan sonra değerli oğlumun fermanı ve talimatı
(onun ağzının tadı kaçmasın) dilediği
zaman geçerli olacaktır. Onun kararları bundan böyle her
alanda, tutuklama veya serbest bırakma, herhangi bir şeyi tasdik
etme veya reddetme, bağışlama, işten çıkartma, suçları
affetme veya ceza verme, sürgün etme ya da etmeme durumlarında
bizim ferman ve talimatlarımıza denktir,ve herkesin bunu kesin
olarak bilmesini buyuruyoruz. Aynı şekilde onun emirlerini ve
yasaklarını bütün işlerde, bütün mülklerde, bizim emir
ve yasağımız gibi kabul etmenizi teklif ediyoruz. Ona
ise, tüm durumlarda gizli veya açık şekilde Tanrıya
itaat etmesini, iki dünya saadeti için, Allahın vefalılık
ve korku yolundan gitmeye çalışmasını (ki oAzim ve
Kadirdir) buyuruyoruz. Çünkü ne de olsa Kim Allahtan ittika
eder ve korkarsa, işte onlar üstünlüğe sahip olurlar. demiştir.
Allah, onu şeriat nizamını canlandırmakta, dini esasları
pekiştirmekte, Peygamberin mirasını korumakla görevli kadılara,
imamlara ve ulemaya (Allah hepsininden razı olsun) hürmette en yüksek
dereceye ulaştırsın! Onlara adli işleri ifa etmelerinde ve
karar almalarında yardım etsin. Dehistan ile Mangışlak sınırlarında
yaşayan imansızlara karşı gazavat esnasında ihlas ve
sebat göstersin. Büyük Yaradanın bu konuda: Ona nasıl
itaat edilmesi gerekiyorsa öyle itaat edin, ki O sizi seçti dediği
gibi, yeri gelince onların ensesine vursun ve onları yok
etsin.
O, karada ve denizde yolların,
yolcuların ve geçitlerin güvenliğine büyük önem versin.
Uzak bölgelerin uyanıklık gerektiren hassasiyetine uygun
hareket etsin. Kanun çıkarırken, ahlaksızları ve
imansızları, hırsızları, kötü niyetli
insanları, ve eşkiyaları Onun (ki o Azim ve Kadirdir):
Gerçekten de Allaha ve onun vekillerine karşı savaşanların
ve yerde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası
şudur: Onlar ya öldürülürler ya da onlar çarmıha gerilirler
ya da onların elleri, ayakları kesilir, ya da bulundukları
yerden sürgün edilirler. sözlerine göre cezalandırmayı
önemli bir şart kabul etsin. O, Kale ve önemli noktalara sadık,
tecrübeli, uyanık komutanlar tayin etsin. Bu meseleye özen göstersin
ve bu konuda çok dikkatli olmak gerektiğini hiç aklından çıkarmasın.
Horasan, Irak ve Mazendaran bölgelerinde kendi hizmetinde bulunan
amirlere ve meşhur adamlara mevkilerine göre sonsuz hürmet göstersin,
onların tavsiyelerini dinlemeyi en önemli iş bilsin. Herkesi
dikkatle dinlesin, duyduğu şeyleri iyice akıl eleğinden
geçirsin, hangi iş menfaatine uygun ise onu yapsın. Bütün işlerini
adalet kural ve kaidelerine uygun olacak şekilde yapsın. Yaptığı
işlerde keyfilik ve eksiklik olmasın. Bir iş yapacağı
zaman yeterli derecede ölçüp biçerek, vefalı, tecrübeli, görmüş
geçirmiş kocalara danışarak yapsın. Vilayeti yönetmekte ve
tüm işleri yola koymakta rahatlığı ve gönülleri
kazanmayı en esas şart olarak kabul etsin. Aynı şekilde hiç
bir zaman hizmetçiler, köleler, azatlılar arasında açık
veya gizli şekilde ikilik veya düşmanlığın meydana
gelmesine yol vermesin. Çünkü, ahalinin arasındaki isteklerin ve
anlaşmazlıkların kanunu bozup, kavgaya yol açması; kan
dökülmesine, sebep olması
mümkündür. Herkesin hizmetine,
derecesine göre ikta, aylık ve başka ücret ve ulufeler
belirlesin ve versin.
O himayesinde bulunan
insanların, ya da hizmetinde bulunanların her hangi bir suçuna
karşılık hemen ceza vermeye kalkmasın. Bu konuda acele
edip başkasını suçsuz yere cezalandırmasın.
Askerleri, emri altındaki insanları hemen
cezalandırmasın. Öncelikle onların suçlu oldukları
açık değilse veya tespit edilememişse hiç kimseye ceza
vermesin. Kuşkusuz kim hainlik etmişse veya birinin kötülüğünü
bilirse, onlara göz yummamalı, affetmemelidir. Çünkü yöneticiliğin
büyüklüğü ceza verme hakkındaki fermanın tasdik
edilerek icra edilmesinden ibarettir. Valilerin, ve yetkili kişilerin
hepsine, vatandaşları zor durumda bırakmamalarını söylesin.
Onlardan belli vakitlerde kanunlarla tespit edilen haraç, öşür
(Kuran, 16/92) ve divan vergisini nazik bir şekilde toplamayı,
onlardan fazladan bir şey almamayı ve onların kendisine tabi
olanlarını adaletin ve hukukun gölgesi altında teselli
etmeyi buyursun. Şüphesiz Allah yakınlarına ihsanda
bulunmayı, adaleti ve iyiliği emreder. Kötülüğü,
azgınlığı ve cinayeti men eder. O size öğüt
nasihat verir. Belki düşünür ibret alırsınız diye
bunları buyurmuştur. O, divan-ı Mazalinin
başkanının önüne gelen davaları dinlediğinde,
gerekli olan dikkati ve uyanıklığı elden
bırakmamasını, onların ifadelerini yeterli derecede
anlamaya çalışmasını, ezilenin hakkını ezenin
elinden almasını, onun karşısında adaletli hareket
etmesini buyursun. Hakikatten uzaklaşmaktan, hoşgörüsüzlükten, iki
yüzlülükten, sahtekarlıktan sakınması gerektiği
konusunda onu sık sık ikaz etsin.
Kıymetli oğul, en büyük
melik, şu talimatımızdaki sözümüzün Büyük
Tanrımızın Ya Davut, biz seni yerdeki halifemiz
kıldık. İnsanları gerçekler karşısında
ikaz et buyurduğu sözlerine uygun olduğuna inanasın.
Ferman şöyledir: Gürgen,
Taberistan, Dehistan, Bistam ve Damganın hür ve kölelerinden
olan bütün emirleri, memurları ve eşrafı (Allah
onların yüceliklerini artırsın!) büyük meliği,
aziz oğlu kendi padişahları ve hükümdarı
saysınlar. Ona tabi olmakta yürek ve sözleri ile kopup gelsinler,
ne buyursa ve ne hüküm etse boyun eğsinler ve tabi olsunlar,
Ona ihlaslı hizmet etsinler. Onun yerine getirilmesini
istediği her işi çabucak yerine getirmeğe çalışsınlar.
Emirlerden kaçınmaya ve bahane aramaya teşebbüs etmesinler. Onun
fermanlarını bizim fermanlarımız olarak kabul
etsinler, onun tasdik ve gazabını, bizim tasdik ve
gazabımızdan farklı görmesinler, maaş ve ekmek
parası için divanına ve naiplerine başvursunlar. Tüm
varlıklı insanlar, vatandaş ve askeri başkanlar,
ricaları ile yetkili ve güvenli vekillerden oluşturulan
divanına başvurmalılardır. Onun emirleri ve fermanı
ile belirlenen miktarda vergiler ödensin. İnşallah, devletimizi
hayır dualarında hatırlarlar.
(383-391.sayfa)