Eski zamanlarda hudayi nabit bir
çiftçinin iki oğlu varmış. Çiftçinin oğulları:
-Baba, biz dünyayı dolaşacağız,
bizi mesut edecek rızkımızı arayacağız,
bahtımızı deneyeceğiz, çok fakir hale düşersek döneriz,
senin yolunu devam ettiririz, diyerek, köyden başlarını alıp
çıkıp giderler.
Allahın lütfu ile yolda
bunlar bir veliye rastlarlar, veli onlara:
-Çocuklar, siz iyi kalpli eli açık
bir çiftçinin oğullarısınız, dileyin benden ne
dilerseniz. Yerine getirmek benim vazifem, demiş.
Gençlerden aygırlı
olanı:
-Babacığım, Allah
razı olsun, ben dünyaya günümü güzeranımı duayla geçirmek
için gelmedim. Halim yerinde, aklım var, böyleyken zor duruma düşersem
gözüm çıksın, der. Evliya:
-Allah yar ve yardımcın
olsun, evlat, rast gele, diye hayır duada bulunmuş.
Gençlerden kısrağa
binmiş olanı ise:
-Pirim, iyi ki seninle karşılaştım,
ben babam gibi ömrümü bir parça ekmek aramakla geçirmeyeyim, bana
zenginlik verin, zenginlik, der.
-Peki, şu nehri geç, karşı
dağda bir mağara, o mağarada büyük bir kapı göreceksin,
kapıyı aç ve hazineyi al, diye eline anahtar verir. Benden
nasihat, zenginliği almaya gittiğinde sakın esas şeyi
unutmayasın, der.
Hazinenin nerede olduğu
kesin olarak söylendikten sonra, gece gündüz zenginlik hayaliyle
gezmekte olan genç onun öğüt ve nasihatlarını
bekleyecekmiş? O çoktan elbiselerini çıkarmış, anahtarı
dişine sıkıştırmış, nehre atlamış, orada
nehrin diğer yakasına çıkmak üzere. Delikanlı
velinin dediği gibi varır mağaraya, açar kapıyı.
Bir de baksa ne görsün, mağaranın içi baştan başa hazine.
Ama nerede bu hazineyi götürmek için bir çuval, bir torba?! İşte
o zaman delikanlı esas şeyi unuttuğunu anlar. O yine de
avurdunu, iki avucunu değerli taşlarla doldurur ve dışarı
çıkar. Tekrar içeri girmek ister, ama artık kapı kapanmıştır.
O anda yanında beliren veli:
-Bu kadarcık zenginlikle
yetinmek zorundasın delikanlı! Çünkü üç tane esas şeyi
unuttun: Birincisi en azından, ne kadar alman gerektiğini düşünmeliydin,
ikincisi, yanına kap almadın, üçüncü olarak da bir avuç
altın alacağım diye zenginliğin anahtarını
yanına almadan çıktın!..
(363-364.sayfa)