|
Kimsesiz
yetim üç kardeş varmış. Onlar günlerden bir gün çölde
hasta, yaşlı bir adama rastlamışlar. Onu evlerine götürüp,
bakıp tedavi etmişler. İhtiyar, üç kardeşi sınamak
isteyen bir hayırsever imiş. O hayırsever onlara kendini tanıtmış
ve büyük zenginlikler vermiş. Gençler ev-bark sahibi olmuşlar. Eşlerinin
de bir elleri yağda bir elleri balda günlerini devam ettiriyorlarmış.
Günlerden
bir gün, üç kardeş çalışmaya gittiklerinde, hayırsever
adam, büyük kardeşin eşinin yanına gelip:
-Kızım,
benim zamanım doldu, ben yola çıkmalıyım, ihtiyacın
olan bir şeyin varsa, dile, demiş.
Büyük
kardeşin eşi zenginlik, altın-gümüş dilemiş. Yaşlı adam
ikinci kardeşin eşinin yanına gelince, o;
-Gidiyorsanız
sağ-salim gidin. Bize şu şu zenginlikleri verseniz olur. demiş.
Yaşlı hayırsever adam onun isteklerini de karşıladıktan
sonra, heybesini alarak küçük kardeşin eşinin yanına gitmiş.
-Kızım,
benim varmam gereken yer çok, ne istiyorsan dile benden, demiş.
-Atam,
daha önce yapmış olduğunuz iyilikler için Allah razı
olsun. Kalırsanız, başımızın üstünde yeriniz
var, giderseniz de sağ-salim varın... Bize lutfettiğiniz
zenginlikler yeter de artar bile, en iyisi siz bize birlik ve beraberliği
bırakın da gidin! demiş.
Hayırsever
birden yere yığılıp kalır ve:
-Hey
kızım, ben birlik-beraberliği bırakıp nereye
gideyim. Benim bütün zenginliğimin kaynağı
birlik-beraberlik. Ben artık ömür boyu sizde kalmalıyım,
demiş.
(168.sayfa)
|