Türkmen tabiatı

Benim duygularımın ilham kaynağı, Türkmen tabiatı

(76.sayfa) 


Amuderya

Dede Korkut’un zamanına kadar Amuderya’nın adı Oğuz nehridir.

(162.sayfa) 


Hazar denizi

Dede Korkut zamanının Oğuzları, şimdiki Hazar Denizi’ne Gürgen denizi derlermiş. İran’daki Gürgen vilayeti, Mahtumkulu’nun şiirlerinde çok rastlanan Gürgen ismi, bizim eski totemimiz, Kurt’un ismidir.

(162-163.sayfa) 


Türkmen toprağı 

Yurdundan ayrılıp, zari zari ağlayıp kör olanların gözlerini açabilen kutsal toprağımız var bizim! Sağırların kulaklarını açabilen muhteşem nağmelerimiz var bizim! Lalları dile getirip şakıtan lale sümbül kokulu baharlarımız var bizim! Biz bu güzel diyarın sahibiyiz!

(28.sayfa) 


Aziz halkım!

Ben Türkmen ilimle, Türkmen toprağımla kıvanç duyuyorum. Bu kutsal toprak beni şair gibi coşturuyor.

Bu toprak, güzel çöllerinde Hızır gezen, dumanlı dağlarında Kavus gezen, dalgalı denizinde Kıyas gezen Türkmen toprağı!

Türkmen, toprağına bereket sofrası gibi sığınır. Buna her avuç toprağı altın, cevher, inci Türkmenistan derler! Bu toprağın üstü de hazine, altı da hazine, dağı da hazine, denizi de hazine. Bu toprakta yılın her mevsimi ürün yetişir, mahsul alınır, attığın tek bir tohum bin olur döner gelir.

Keremli erenlerin pirlerin gezdiği, Türkmenin ocağı gibi mukaddes, verdiği söz gibi güvenilir, şerefi gibi yüce, inancı gibi kerametli Türkmenistandır bu!

Bu toprağın mavi göğüne düğün dernek kurup turnalar gelir, beyaz kazlarla gözlerini ayıramadığın yüreğini dağlayan eleğimsağma misali baharlar, yazlar gelir! Bu toprağın göğünden efsun atıp yağışlı yağmurlu, yıldırımlı bulutlar gelip, Türkmen’in yurdunu lale reyhan kılar. Türkmen baharının coşkusu kalbine sığmadığı için hatta Türkmenin asumanı bile konuşur, taşlarından bile güller açılır!

Biz bu toprağa misafir olup gelene “Hoş gelmişsiniz, safalar getirmişsiniz!”der, kucak açarız. Dünya seyyahları, gelin, geçin, kapımız da açık, kalbimiz de açık, seyahat edin! Oğuz Han’ın, Korkut Ata’nın, Selçuk Han’ın, alplar alpı Alparslan’ın, Melik Şah’ın, Sultan Sancar’ın, Köroğlu’nun, Mahtumkulu’nun toprağına seyahat edin!

Aziz ildeşlerim, ama siz seyyah değilsiniz, siz bu toprağı ziyaret edin, geçip giden koca koca pirlerin, serdarların, aba-u ecdadın izlerinin tozuna yüz sürün.

Bu toprak mukaddes, kerametli topraktır!

Ruhname bu toprağa edilen ziyarettir. Ruhname, bu toprağın geçmişine, geleceğine edilen ziyarettir. Ruhname Türkmenin kalbine edilen ziyarettir. Ruhname bu toprakta biten, olgunlaşan tatlı ruhi meyvedir.

 

(28-29.sayfa) 


Dağıyla düzüyle, deniziyle çölüyle, coşkun akan nehirleriyle bu aziz vatan, milletimize Allah’ın bir ihsanı ve lütfudur. “Bütün dünyayı gez, beğendiğin yerde yurt tut.” dense idi içi vatan sevgisiyle dolu bu milletin çocukları burdan daha güzel bir yer seçemezdi. Dünyada yetmişten fazla büyük devletler, beylikler ve sultanlıklar kuran milletimiz, gezip dolaşıp yine bu aziz vatanı yurt tutmuştur.

Bu topraktaki baba merhametini, ana şefkatini anlatmaya kelimelerin gücü yetmez

Binlerce yılın içinde bu topraklara milletimizin sevgisi sinmiştir. Belki de vatan sevgisi milletin ruhuna sinmiştir. Gerçekten de millet ile vatan, ruhla beden gibidir.

Bu toprak bizim için kerametlidir. Bağımsızlık uğrunda, vatan uğrunda canını feda eden erler, aslanlar bu toprağın bağrında yatar. Keşfü kerametiyle bütün islam alemini kendine bağlayan, karış karış her yeri gezip dua, zikir eden Mehne Baba’nın (Ebu Said Ebü’l Hayr) katre katre göz yaşları vardır bu topraklarda! Seherlerde, gece-gündüz, dağ-taş demeden dolaşıp gezen Mahtumkulu’nun ahı yatmaktadır bu topraklarda! Kıratıyla dörtnala gezen Köroğlu’nun ruhu vardır bu topraklarda.

Bu toprağa, elindeki sopayı diksen yeşillenir her yer gülistan olur, yaydan kaçan ok altın başlı buğday olur, dilden dökülen kelimeler vecize olur. Bu topraklar, koynunda yaşayanlar için bir rızık ve bereket sofrasıdır!

(78.sayfa) 


Coşkun akan ırmaklar da dağların koynundaki kaynakların birikmesinden meydana gelirler.

Büyük büyük ağaçlar bile küçücük bir tohumun çatlamasından meydana gelirler.

Fakat ırmaklar kendi suyunu içmezler,

Bağ-bahçeler kendi meyvelerini yemezler.

(161.sayfa) 


Türkmen milletinin tabiat ile, doğal ortamla ilişkisi ilginç özellikler taşır. Maddi ve manevi kültürel değerlerimiz, yaşadığımız tabiatın renkliliği içinde gelişmiştir. Bizler tabiatla iç içe, koyun koyuna ve bu tabii ortam içinde meydana getirdiğimiz maddi ve manevi kültür çeşitliği içinde yaşarız. Tarimizdeki duruluğun ve güzelliğin sebebi, milletimizin kendi yaşamı ile tabii ortam arasında kurduğu uyumdan kaynaklanmaktadır. Tabiat ile uyum içinde yaşayan milletin ömrü tabiat kadar uzun ve bereketli olur.

(180.sayfa) 


“Dede Korkut”u ya da “Köroğlu”yu okuyun; tabiat ile öyle güzel bir uyum ve ilişki görürsünüz ki, bu baba ile oğul arasındaki ilişkiyi hatırlatır.

(180.sayfa) 


Türkmen tabiatı, Türkmen milletinin mayasıdır.

Türkmen tabiatı, Türkmen’in ruh dünyasının anlaşılması için gereken ilk ve esas kaynaktır.

Türkmen tabiatı, Türkmen milletinin ruh dilinin alfabesidir.

Türkmenlerin giyim-kuşam ve milli kıyafetleri, sadece dış görünüşü değil, tabiat ile olan ilişkiyi de göstermektedir.

(180.sayfa)


Türkmen oğlu, yalnızlık basıp, hüzün çamuruna battığında da, coşup kalbi göğsüne sığmadığı zaman da, tabiata, dağlara, denize, ırmak kıyılarına, çöllere çıkar. Dağlarda, derelerde yürüyerek yüksek tepelerine çıksan, kalbin çocuk uçurtması gibi gökte dalgalanmaya başlar; o an yalan dünyanın bütün dert ve ızdıraplarını unutup, insan ruh ve mana alemine karılır. Yedi iklimi dolaşsan, Türkmen’in dağından yüz kat daha güzel, koynu cennete denk, gür ormanlı dağlara rastlarsınız, fakat o dağlar ne sizin dilinizi anlar, ne de sizin kalbinizdeki derdi paylaşır. Siz bu yurttan başka yerde yüreğinizdeki derdi paylaşan çölleri, denizleri, Türkmence şarkı söyleyip, Türkmence saz çalıp yağan yağmurları da bulamazsınız.

Bizi, sofra gibi etrafına toplayan sadece anadilimiz, devletimiz, kanımız, ruhumuz, kılık kıyafetimiz, sima benzerliğimiz ve geleneklerimiz değil, aynı zamanda tabiatımız da etrafına topluyor. Çünkü Türkmen demek, bütünlük demektir. Bütünlük, Türkmen düşüncesinde en yüksek değer olarak anlaşılır.

Madde ve mana Türkmen bütünlüğünü oluşturan değerlerdir.

Tabiat ile insan arasındaki gibi günümüzde millet ile devlet arasında dengeli ilişkiler gereklidir. Devletimizde kabile-boy farklılıkları olmamalıdır, milli birliği pekiştiren esaslar daha da arttırılmalıdır. Boy ve kabilecilik geçmişte 

kalmıştır, gelecek için milli birlik esastır.

Türkmen toprağının meltemleri Türkmence esip, kalbinizden ılık ılık akıp gidiyor.

Türkmenin, başı göklere eren kara dağları, Türkmence sohbet edip size arka vermekte, geniş, ıssız çöller Türkmence konuşup, bahar mevsimleri kalbinizde lalezar olup açılır.

Türkmen’in coşkun ırmakları Türkmence konuşarak, kaderinizle birlikte akıp gitmekte; dalgalı denizi Türkmence konuşarak, ruhunuza ruh katar.

Sizin ruhunuz ceddinizin ruhu ile birleşip, kalbinize kıvanç, heyecan ve sevgi olarak dolar.

(163-164.sayfa) 


Ecdadımız bu toprağı kutsal sayıp, tazim edip, yüz sürdüler. Bu topraklarda ecdadımızın kutsal kabirleri bulunuyor.

Türkmen’in kızıl toprağı, tandırdan çıkan kızarmış çörek (ekmek) gibi mukaddestir, sevgilidir, sevimlidir.

Bu toprak öyle topraktır ki, burada ihlas ile kuru çubuk diksen yeşerir.

Bu toprağa atılan her bir tohum, bin, ikibin, üçbin tane hasıl verir.

Bu toprağın bağrına serpilen sözler, fikir ve düşünce olarak yeşerir.

Bu toprağa atılan oklar bugün altın başak buğday olarak sümbül vermektedir.

Bu toprağa ecdadımızın cesedi tohum gibi serpilmiş, bundan büyük vatana olan sonsuz sevgimiz, kıvancımız, kutsallığımız hasıl olmuştur.

Bu toprakta bizim sevgimiz, gayretimiz, alın terimiz, bereket olup Türkmen sofrasına geri dönmektedir.

Ben hayatımı bu toprağı sevmeye adadım, ben bu toprağın bağrına sevgi olarak dönerim.

Topraktan daha aziz ve mukaddes bir şey yoktur!..

Türkmen demek toprağına olan sevgiden ibarettir!..

Biz bu toprağı sevip, bu toprak üzerinde birleşip, Türkmen milleti olmuşuz.

(165-166.sayfa) 


Türkmen toprağının kendine has bir güzelliği, üstünde yaşayan insanları kendine bağlayıcı özelliği vardır. Atalarımız dünyanın en güzel yerlerini ele geçirdiler ama oralardaki güzelliklere, zenginliklere lal’ ü gühere kapılarak, oraları yurt edinmediler. Dünyanın güzel ve zengin yerlerinde yurt ve yuva edinmek isteselerdi, han da, sultan da kendileriydi. Onlar nereye ayak basarlarsa bassınlar, ganimet olarak ne kadar çok zenginliğe sahip olurlarsa olsunlar, sonunda tekrar ata yurtlarına geri döndüler. Bu topraklar için göğüslerini siper edip savaştılar ve korudular. Bu toprağa alın teri döküp, bolluk ve bereket aldılar.

(178.sayfa) 


Ey kardeşim, Türkmen, gökyüzünün altında, mukaddes toprağın üzerinde, elli asırdır Allah inancıyla yaşamaktadır. Atalarımızın emek ve gayretleriyle kemale gelen millet, ruhun beden ile birleştiği gibi vatanıyla birleşmiştir. Biz bu aziz vatanda dünyaya gelmiş ve bu sema ile bütünleşmişiz.

(200.sayfa) 


Yurdumuzun her bir karış toprağında beşerin gelişmesiyle ilgili altın sahifeler saklıdır. Gerçekten de bu topraklar beşerin henüz keşfetmediği hazinesi.

Bu toprak dünyaya birçok medeniyetleri bahşeden topraktır.

Bu toprağın altı petrol, doğalgaz ve yeraltı zenginlikleri ile doludur. Yeraltı zenginliği açısından Türkmenistan dünyanın en zengin ülkelerin arasında yer almaktadır. Dünya petrol ve doğalgaz rezervlerinin % 30’u Türkmenistan’dadır.

Çiftçimiz bu toprakların her bir avucunun altın ve cevherden daha kıymetli olduğunu, dünyada ilk ziraatın bu topraklarda yapıldığını, ak buğdayın anavatanının bu topraklar olduğunu bilmektedir. Bu toprakta yetişen türlü meyve ve sebzelerle, buğdaygillerin lezzeti, vitamin değeri ve kalitesiyle rekabet edebilecek ikinci bir ülke yoktur.

Aziz Türkmen! İşte bu toprak, şu bağlar, ovalar, çöller, dağlar ve yaylalar bizim atavatan olarak ifade ettiğimiz kutsal topraklardır. Biz atavatan dediğimizde atalarımız, atalarımız dediğimizde ise atavatanımız akla gelmektedir. Kılıç, mızrak ve gürz önünde baş eğmeyen Türkmen, şu toğrağın, atalarımızın önünde baş eğip, diz çöküp tazim etmelidir.

Bu kutsal topraklarda biz bağımsız ve sürekli tarafsız Türkmenistan Devleti’mizi kurduk.

(245.sayfa) 


Tabiat ile insan arasındaki gibi günümüzde millet ile devlet arasında dengeli ilişkiler gereklidir. Devletimizde kabile-boy farklılıkları olmamalıdır, milli birliği pekiştiren esaslar daha da arttırılmalıdır.

(163.sayfa) 


Özünde fıtrilik ve dürüstlüğü benimseyen kadimi halkımızın, tabiat ile içi yaşaması, onun ufkuna ufuk, temizliğine temizlik katıyor.

(198.sayfa) 


Dört fasılın güzelliği

Deli denizlerin coşup dalgalanan, gönlü bulut halinde göğe yükselip, yağmur olarak yere iner. Başı dumanlı kara dağların sevgisi, dere olup, ırmak olup nazlanarak yere döner. Dünyanın bir köşesi, güzelliklerle dolu bahar iken, diğer bir tarafı çeşitli nimetlerle dolu yazdır, bir tarafında bereketli sonbahar sofrasını açmışken, diğer tarafında pamuk gibi beyaz karlı kış, ilkbahara girmenin heycanını yaşıyor.

(200.sayfa) 


Uzboy'un güzelliği

Uzboy, Oğuzun sıralanmış evlerinin bulunduğu yer manasına gelmektedir. Geçmişte Ceyhun kenarında Türkmen halkının köyleri, şehirleri boncuk gibi dizilmekteymiş. Bağ bahçeler, insanların toplandığı yeri düzenlemek için gerekli su, ağaç, çiçek, ot birbirinden ayrı olmayıp, uyum içerisinde bir bütünlük teşkil ederlermiş. Buna Türkmen bağ-bostanı derler.

(380.sayfa) 


Niçin Oğuz Uzboy’u terketmiş? Oğuz nehri kurumuş. Suyun olmadığı yerde hayat yoktur. Susuzluk nedeni ile Oğuzlar ülkelerini değiştirmek zorunda kalmışlardır.

Ceyhun’un yatağını değiştirip, Ozboy’u terkedeli asırlar geçse de hala sağda solda su göletleri görünüyor. Kenarları kamışlık, otluk, yılgınlık! O göletlerdeki suların bazısı yerden çıkmış, bazıları halen tatlı sudur. Uzboy’un kenarlarında halen hayvancılıkla uğraşan Türkmen köylerine rastlamak mümkündür. Davar için kışlık ot, yabani hayvanlar için Cennet değerinde! Av hayvanlarının meskenidir!

Türkmenistan’da su kıttır. Mümkün olsa biz gözü arkada kalan ecdadımızın hatırası için Uzboy’u yeniden canlandırırdık, bu yerleri yeniden hayata kazandırırdık.

Bekle Uzboy’um, bekle, inşallah sen yine o eski güzelliğine kavuşursun. Bu mekanda Türkmen gölünü kurmaya başladık. Yarın onun uçsuz bucaksız suyunu, arıtma tesisleri vasıtasıyla arıtıp yeniden sana akıtırız, bol su aktarırız. Türkmen halkı, atalarının yolundan giderek, yeniden Uzboy’unda hayatın bayrağını, yeşil bayrağını dalgalandırır!

(381.sayfa) 


İnsan, tabiata karışıp tabiat kadar temiz ve güzel olabilir.

Oradan Allah uzak değildir.

Okyanuslar, deli denizler tufanla, rüzgarla coşup dalgalanmasa, güzelliğini kaybettiği gibi suları da kokuşur.

Yerin yüzünde ılık meltemler esmezse, kim insanın yüzünü okşar, kim dünyanın havasını temizler!

Azgın denizlerin dalgaları, yeryüzünün tatlı esen rüzgarları, onların tebessümüdür.

(340.sayfa)