Amuderya
Dede Korkutun zamanına kadar Amuderyanın
adı Oğuz nehridir.
(162.sayfa)
Hazar
denizi
Dede Korkut zamanının Oğuzları, şimdiki
Hazar Denizine Gürgen denizi derlermiş. İrandaki Gürgen
vilayeti, Mahtumkulunun şiirlerinde çok rastlanan Gürgen ismi,
bizim eski totemimiz, Kurtun ismidir.
(162-163.sayfa)
Türkmen
toprağı
Yurdundan ayrılıp,
zari zari ağlayıp kör olanların gözlerini açabilen
kutsal toprağımız var bizim! Sağırların
kulaklarını açabilen muhteşem nağmelerimiz var bizim!
Lalları dile getirip şakıtan lale sümbül kokulu baharlarımız
var bizim! Biz bu güzel diyarın sahibiyiz!
(28.sayfa)
Aziz
halkım!
Ben
Türkmen ilimle, Türkmen toprağımla kıvanç duyuyorum.
Bu kutsal toprak beni şair gibi coşturuyor.
Bu
toprak, güzel çöllerinde Hızır gezen, dumanlı dağlarında
Kavus gezen, dalgalı denizinde Kıyas gezen Türkmen toprağı!
Türkmen,
toprağına bereket sofrası gibi sığınır.
Buna her avuç toprağı altın, cevher, inci Türkmenistan
derler! Bu toprağın üstü de hazine, altı da hazine, dağı
da hazine, denizi de hazine. Bu toprakta yılın her mevsimi ürün
yetişir, mahsul alınır, attığın tek bir tohum
bin olur döner gelir.
Keremli
erenlerin pirlerin gezdiği, Türkmenin ocağı gibi
mukaddes, verdiği söz gibi güvenilir, şerefi gibi yüce, inancı
gibi kerametli Türkmenistandır bu!
Bu
toprağın mavi göğüne düğün dernek kurup turnalar
gelir, beyaz kazlarla gözlerini ayıramadığın yüreğini
dağlayan eleğimsağma misali baharlar, yazlar gelir! Bu
toprağın göğünden efsun atıp yağışlı
yağmurlu, yıldırımlı bulutlar gelip, Türkmenin
yurdunu lale reyhan kılar. Türkmen baharının coşkusu
kalbine sığmadığı için hatta Türkmenin asumanı
bile konuşur, taşlarından bile güller açılır!
Biz
bu toprağa misafir olup gelene Hoş gelmişsiniz, safalar
getirmişsiniz!der, kucak açarız. Dünya seyyahları,
gelin, geçin, kapımız da açık, kalbimiz de açık,
seyahat edin! Oğuz Hanın, Korkut Atanın, Selçuk
Hanın, alplar alpı Alparslanın, Melik Şahın,
Sultan Sancarın, Köroğlunun, Mahtumkulunun toprağına
seyahat edin!
Aziz
ildeşlerim, ama siz seyyah değilsiniz, siz bu toprağı
ziyaret edi n,
geçip giden koca koca pirlerin, serdarların, aba-u ecdadın
izlerinin tozuna yüz sürün.
Bu
toprak mukaddes, kerametli topraktır!
Ruhname
bu toprağa edilen ziyarettir. Ruhname, bu toprağın geçmişine,
geleceğine edilen ziyarettir. Ruhname Türkmenin kalbine edilen
ziyarettir. Ruhname bu toprakta biten, olgunlaşan tatlı ruhi
meyvedir.
(28-29.sayfa)
Dağıyla düzüyle,
deniziyle çölüyle, coşkun akan nehirleriyle bu aziz vatan,
milletimize Allahın bir ihsanı ve lütfudur. Bütün dünyayı
gez, beğendiğin yerde yurt tut. dense idi içi vatan
sevgisiyle dolu bu milletin çocukları burdan daha güzel bir yer
seçemezdi. Dünyada yetmişten fazla büyük devletler, beylikler ve
sultanlıklar kuran milletimiz, gezip dolaşıp yine bu aziz
vatanı yurt tutmuştur.
Bu topraktaki baba merhametini,
ana şefkatini anlatmaya kelimelerin gücü yetmez
Binlerce yılın içinde
bu topraklara milletimizin sevgisi sinmiştir. Belki de vatan sevgisi
milletin ruhuna sinmiştir. Gerçekten de millet ile vatan, ruhla beden
gibidir.
Bu toprak bizim için
kerametlidir. Bağımsızlık uğrunda, vatan uğrunda
canını feda eden erler, aslanlar bu toprağın bağrında
yatar. Keşfü kerametiyle bütün islam alemini kendine bağlayan,
karış karış her yeri gezip dua, zikir eden Mehne Babanın
(Ebu Said Ebül Hayr) katre katre göz yaşları vardır bu
topraklarda! Seherlerde, gece-gündüz, dağ-taş demeden dolaşıp
gezen Mahtumkulunun ahı yatmaktadır bu topraklarda! Kıratıyla
dörtnala gezen Köroğlunun ruhu vardır bu topraklarda.
Bu toprağa, elindeki sopayı
diksen yeşillenir her yer gülistan olur, yaydan kaçan ok altın
başlı buğday olur, dilden dökülen kelimeler vecize olur. Bu
topraklar, koynunda yaşayanlar için bir rızık ve bereket
sofrasıdır!
(78.sayfa)
Coşkun
akan ırmaklar da dağların koynundaki kaynakların
birikmesinden meydana gelirler.
Büyük
büyük ağaçlar bile küçücük bir tohumun çatlamasından
meydana gelirler.
Fakat
ırmaklar kendi suyunu içmezler,
Bağ-bahçeler
kendi meyvelerini yemezler.
(161.sayfa)
Türkmen milletinin tabiat
ile, doğal ortamla ilişkisi ilginç özellikler taşır.
Maddi ve manevi kültürel değerlerimiz, yaşadığımız
tabiatın renkliliği içinde gelişmiştir. Bizler tabiatla
iç içe, koyun koyuna ve bu tabii ortam içinde meydana getirdiğimiz
maddi ve manevi kültür çeşitliği içinde yaşarız.
Tarimizdeki duruluğun ve güzelliğin sebebi, milletimizin
kendi yaşamı ile tabii ortam arasında kurduğu
uyumdan kaynaklanmaktadır. Tabiat ile uyum içinde yaşayan
milletin ömrü tabiat kadar uzun ve bereketli olur.
(180.sayfa)
Dede
Korkutu ya da Köroğluyu okuyun; tabiat ile öyle güzel
bir uyum ve ilişki görürsünüz ki, bu baba ile oğul arasındaki
ilişkiyi hatırlatır.
(180.sayfa)
Türkmen tabiatı,
Türkmen milletinin mayasıdır.
Türkmen tabiatı,
Türkmenin ruh dünyasının anlaşılması için
gereken ilk ve esas kaynaktır.
Türkmen tabiatı,
Türkmen milletinin ruh dilinin alfabesidir.
Türkmenlerin giyim-kuşam ve
milli kıyafetleri, sadece dış görünüşü değil,
tabiat ile olan ilişkiyi de göstermektedir.
(180.sayfa)
Türkmen
oğlu, yalnızlık basıp, hüzün çamuruna battığında
da, coşup kalbi göğsüne sığmadığı zaman
da, tabiata, dağlara, denize, ırmak kıyılarına,
çöllere çıkar. Dağlarda, derelerde yürüyerek yüksek
tepelerine çıksan, kalbin çocuk uçurtması gibi gökte
dalgalanmaya başlar; o an yalan dünyanın bütün dert ve ızdıraplarını
unutup, insan ruh ve mana alemine karılır. Yedi iklimi dolaşsan,
Türkmenin dağından yüz kat daha güzel, koynu cennete
denk, gür ormanlı dağlara rastlarsınız, fakat o dağlar
ne sizin dilinizi anlar, ne de sizin kalbinizdeki derdi paylaşır.
Siz bu yurttan başka yerde yüreğinizdeki derdi paylaşan çölleri,
denizleri, Türkmence şarkı söyleyip, Türkmence saz çalıp
yağan yağmurları da bulamazsınız.
Bizi, sofra gibi etrafına
toplayan sadece anadilimiz, devletimiz, kanımız, ruhumuz,
kılık kıyafetimiz, sima benzerliğimiz ve
geleneklerimiz değil, aynı zamanda tabiatımız da
etrafına topluyor. Çünkü Türkmen demek, bütünlük
demektir. Bütünlük, Türkmen düşüncesinde en yüksek değer
olarak anlaşılır.
Madde ve mana Türkmen bütünlüğünü
oluşturan değerlerdir.
Tabiat ile insan arasındaki
gibi günümüzde millet ile devlet arasında dengeli ilişkiler
gereklidir. Devletimizde kabile-boy farklılıkları
olmamalıdır, milli birliği pekiştiren esaslar daha
da arttırılmalıdır. Boy ve kabilecilik geçmişte
kalmıştır, gelecek
için milli birlik esastır.
Türkmen toprağının
meltemleri Türkmence esip, kalbinizden ılık ılık
akıp
gidiyor.
Türkmenin, başı göklere
eren kara dağları, Türkmence sohbet edip size arka
vermekte, geniş, ıssız çöller Türkmence konuşup,
bahar mevsimleri kalbinizde lalezar olup açılır.
Türkmenin coşkun ırmakları
Türkmence konuşarak, kaderinizle birlikte akıp gitmekte;
dalgalı denizi Türkmence konuşarak, ruhunuza ruh katar.
Sizin ruhunuz ceddinizin ruhu
ile birleşip, kalbinize kıvanç, heyecan ve sevgi olarak
dolar.
(163-164.sayfa)
Ecdadımız bu toprağı
kutsal sayıp, tazim edip, yüz sürdüler. Bu topraklarda ecdadımızın
kutsal kabirleri bulunuyor.
Türkmenin kızıl
toprağı, tandırdan çıkan kızarmış
çörek (ekmek) gibi mukaddestir, sevgilidir, sevimlidir.
Bu toprak öyle topraktır
ki, burada ihlas ile kuru çubuk diksen yeşerir.
Bu toprağa atılan
her bir tohum, bin, ikibin, üçbin tane hasıl verir.
Bu toprağın bağrına
serpilen sözler, fikir ve düşünce olarak yeşerir.
Bu toprağa atılan
oklar bugün altın başak buğday olarak sümbül
vermektedir.
Bu toprağa ecdadımızın
cesedi tohum gibi serpilmiş, bundan büyük vatana olan sonsuz
sevgimiz, kıvancımız, kutsallığımız
hasıl olmuştur.
Bu toprakta bizim sevgimiz,
gayretimiz, alın terimiz, bereket olup Türkmen sofrasına
geri dönmektedir.
Ben hayatımı bu
toprağı sevmeye adadım, ben bu toprağın bağrına
sevgi olarak dönerim.
Topraktan daha aziz ve
mukaddes bir şey yoktur!..
Türkmen demek toprağına
olan sevgiden ibarettir!..
Biz bu toprağı
sevip, bu toprak üzerinde birleşip, Türkmen milleti olmuşuz.
(165-166.sayfa)
Türkmen toprağının
kendine has bir güzelliği, üstünde yaşayan insanları
kendine bağlayıcı özelliği vardır. Atalarımız
dünyanın en güzel yerlerini ele geçirdiler ama oralardaki güzelliklere,
zenginliklere lal ü gühere kapılarak, oraları yurt
edinmediler. Dünyanın güzel ve zengin yerlerinde yurt ve yuva
edinmek isteselerdi, han da, sultan da kendileriydi. Onlar nereye
ayak basarlarsa bassınlar, ganimet olarak ne kadar çok
zenginliğe sahip olurlarsa olsunlar, sonunda tekrar ata yurtlarına
geri döndüler. Bu topraklar için göğüslerini siper edip
savaştılar ve korudular. Bu toprağa alın teri döküp,
bolluk ve bereket aldılar.
(178.sayfa)
Ey kardeşim, Türkmen, gökyüzünün
altında, mukaddes toprağın üzerinde, elli asırdır
Allah inancıyla yaşamaktadır. Atalarımızın
emek ve gayretleriyle kemale gelen millet, ruhun beden ile birleştiği
gibi vatanıyla birleşmiştir. Biz bu aziz vatanda dünyaya
gelmiş ve bu sema ile bütünleşmişiz.
(200.sayfa)
Yurdumuzun her bir karış
toprağında beşerin gelişmesiyle ilgili altın
sahifeler saklıdır. Gerçekten de bu topraklar beşerin
henüz keşfetmediği hazinesi.
Bu toprak dünyaya birçok
medeniyetleri bahşeden topraktır.
Bu toprağın altı
petrol, doğalgaz ve yeraltı zenginlikleri ile doludur.
Yeraltı zenginliği açısından Türkmenistan dünyanın
en zengin ülkelerin arasında yer almaktadır. Dünya
petrol ve doğalgaz rezervlerinin % 30u Türkmenistandadır.
Çiftçimiz bu toprakların
her bir avucunun altın ve cevherden daha kıymetli olduğunu,
dünyada ilk ziraatın bu topraklarda yapıldığını,
ak buğdayın anavatanının bu topraklar olduğunu
bilmektedir. Bu toprakta yetişen türlü meyve ve sebzelerle, buğdaygillerin
lezzeti, vitamin değeri ve kalitesiyle rekabet edebilecek
ikinci bir ülke yoktur.
Aziz Türkmen! İşte bu
toprak, şu bağlar, ovalar, çöller, dağlar ve yaylalar
bizim atavatan olarak ifade ettiğimiz kutsal topraklardır.
Biz atavatan dediğimizde atalarımız, atalarımız
dediğimizde ise atavatanımız akla gelmektedir. Kılıç,
mızrak ve gürz önünde baş eğmeyen Türkmen, şu toğrağın,
atalarımızın önünde baş eğip, diz çöküp
tazim etmelidir.
Bu kutsal topraklarda biz bağımsız
ve sürekli tarafsız Türkmenistan Devletimizi kurduk.
(245.sayfa)
Tabiat ile insan arasındaki
gibi günümüzde millet ile devlet arasında dengeli ilişkiler
gereklidir. Devletimizde kabile-boy farklılıkları
olmamalıdır, milli birliği pekiştiren esaslar daha
da arttırılmalıdır.
(163.sayfa)
Özünde fıtrilik ve dürüstlüğü
benimseyen kadimi halkımızın, tabiat ile içi yaşaması,
onun ufkuna ufuk, temizliğine temizlik katıyor.
(198.sayfa)
Dört
fasılın güzelliği
Deli denizlerin coşup
dalgalanan, gönlü bulut halinde göğe yükselip, yağmur
olarak yere iner. Başı dumanlı kara dağların
sevgisi, dere olup, ırmak olup nazlanarak yere döner. Dünyanın
bir köşesi, güzelliklerle dolu bahar iken, diğer bir tarafı
çeşitli nimetlerle dolu yazdır, bir tarafında bereketli
sonbahar sofrasını açmışken, diğer tarafında
pamuk gibi beyaz karlı kış, ilkbahara girmenin heycanını
yaşıyor.
(200.sayfa)
Uzboy'un
güzelliği
Uzboy, Oğuzun
sıralanmış evlerinin bulunduğu yer manasına
gelmektedir. Geçmişte Ceyhun kenarında Türkmen halkının
köyleri, şehirleri boncuk gibi dizilmekteymiş. Bağ bahçeler,
insanların toplandığı yeri düzenlemek için
gerekli su, ağaç, çiçek, ot birbirinden ayrı olmayıp,
uyum içerisinde bir bütünlük teşkil ederlermiş. Buna Türkmen
bağ-bostanı derler.
(380.sayfa)
Niçin Oğuz Uzboyu
terketmiş? Oğuz nehri kurumuş. Suyun olmadığı
yerde hayat yoktur. Susuzluk nedeni ile Oğuzlar ülkelerini değiştirmek
zorunda kalmışlardır.
Ceyhunun yatağını
değiştirip, Ozboyu terkedeli asırlar geçse de hala sağda
solda su göletleri görünüyor. Kenarları kamışlık,
otluk, yılgınlık! O göletlerdeki suların bazısı
yerden çıkmış, bazıları halen tatlı
sudur. Uzboyun kenarlarında halen hayvancılıkla uğraşan
Türkmen köylerine rastlamak mümkündür. Davar için kışlık
ot, yabani hayvanlar için Cennet değerinde! Av hayvanlarının
meskenidir!
Türkmenistanda su kıttır.
Mümkün olsa biz gözü arkada kalan ecdadımızın hatırası
için Uzboyu yeniden canlandırırdık, bu yerleri
yeniden hayata kazandırırdık.
Bekle Uzboyum, bekle, inşallah
sen yine o eski güzelliğine kavuşursun. Bu mekanda Türkmen gölünü
kurmaya başladık. Yarın onun uçsuz bucaksız suyunu,
arıtma tesisleri vasıtasıyla arıtıp yeniden
sana akıtırız, bol su aktarırız. Türkmen
halkı, atalarının yolundan giderek, yeniden
Uzboyunda hayatın bayrağını, yeşil bayrağını
dalgalandırır!
(381.sayfa)
İnsan, tabiata karışıp
tabiat kadar temiz ve güzel olabilir.
Oradan Allah uzak değildir.
Okyanuslar, deli denizler
tufanla, rüzgarla coşup dalgalanmasa, güzelliğini kaybettiği
gibi suları da kokuşur.
Yerin yüzünde ılık
meltemler esmezse, kim insanın yüzünü okşar, kim dünyanın
havasını temizler!
Azgın denizlerin
dalgaları, yeryüzünün tatlı esen rüzgarları,
onların tebessümüdür.
(340.sayfa)
|