Dağıyla düzüyle,
deniziyle çölüyle, coşkun akan nehirleriyle bu aziz vatan,
milletimize Allahın bir ihsanı ve lütfudur. Bütün dünyayı
gez, beğendiğin yerde yurt tut. dense idi içi vatan
sevgisiyle dolu bu milletin çocukları burdan daha güzel bir yer
seçemezdi. Dünyada yetmişten fazla büyük devletler, beylikler ve
sultanlıklar kuran milletimiz, gezip dolaşıp yine bu aziz
vatanı yurt tutmuştur.
Bu topraktaki baba
merhametini, ana şefkatini anlatmaya kelimelerin gücü yetmez
Binlerce yılın içinde
bu topraklara milletimizin sevgisi sinmiştir. Belki de vatan sevgisi
milletin ruhuna sinmiştir. Gerçekten de millet ile vatan, ruhla beden
gibidir.
Bu toprak bizim için
kerametlidir. Bağımsızlık uğrunda, vatan uğrunda
canını feda eden erler, aslanlar bu toprağın bağrında
yatar. Keşfü kerametiyle bütün islam alemini kendine bağlayan,
karış karış her yeri gezip dua, zikir eden Mehne Babanın
(Ebu Said Ebül Hayr) katre katre göz yaşları vardır bu
topraklarda! Seherlerde, gece-gündüz, dağ-taş demeden dolaşıp
gezen Mahtumkulunun ahı yatmaktadır bu topraklarda! Kıratıyla
dörtnala gezen Köroğlunun ruhu vardır bu topraklarda.
Bu toprağa, elindeki
sopayı diksen yeşillenir her yer gülistan olur, yaydan kaçan ok
altın başlı buğday olur, dilden dökülen kelimeler
vecize olur. Bu topraklar, koynunda yaşayanlar için bir rızık
ve bereket sofrasıdır!
Dede Korkut, Hoca Ahmet
Yesevi, Bahaeddin Nakşıbendi, Necmeddin Kübra, Salur Baba, Mehne
Baba gibi pirlerin nefesi gibi kerametli, kudretli bu toprak bin derdin
dermanıdır. Yavşan kokulu sahrasından ayrı düşüp
ağlaya ağlaya kör olanın gözlerine sürsen bu toprak
onun gözlerini açar.